08 Temmuz 2009 Çarşamba

Ben bitişe bitiş demem, bitiş çizgisini görmedikten sonra

Sevinmem gereken. hatta sevinç çığlıkları atıp zıplamam gereken bir durumla karşı karşıyayım ama...

Büyük bir problem var ''sevinemiyorum''. Sanırım sevinç zerreciklerimi yoğun sıcağa maruz bırakarak buharlaştırdım. Ya da alışmam gereken bir değişiklik bu içinde bulunduğum, biraz zaman alacak sevinmem...

Normal şartlarda böyle olmaması gerekirdi o yüzden şaşkınım. Hani dilimde tüy bitmişti ; olsun bitsin gitsin diye söylemekten , yazmaktan sıkılmamıştım. ''Okuuuuulll bit git kurtulmak isityorum artık sendeeeen'' ağzıyla üstelik.

Huysuz çocuklar hani heves eder eder annesine babasına yalvarır istediği şeyi aldırmak için, ağlar uzun uzun feryat figan. İstediği önüne konulunca da ''cıkkk'' diyerek ''ıı ıhh'' diyip omuz kısarak uzaklaşır ya o şeyden, ipler kopar...hevesi kaçar hemen, yeni bir şeye bakmaya başlar henüz ıslak gözler. Yaşadığım şey buna benzeseydi sanırım şuan bi vitrin camına bakıyor olurdum heyecanlı gözlerle o ''yeni'' her neyse. Ama o değil yaptığım alınan oyuncağa bir bakıp kenardan onu uzun uzun seyretmek ama ağlama isteğiyle biraz da. Biraz kızgın çünkü çok uzun süre yalvardın sana alsınlar diye onu. Senden esirgemesinler hakketiğine inandığın şeyi bunca zaman sonra. Ama eline alıp bakmak, dokunmak gelmiyor içinden artık hevesin kaçtı senin...

Hevesini içinden aldılar söktüler savurdular gibi ruhunda. Herkes arkasında sakladığı sopayı bir kez vurup o hevese, abasının altında sakladığı sopayı göstermekten bıkmadı. Saatlerini ayarlamışlar, günlerini sözlemişler, durumlarını ezberlemişler gibi ağır aksak cümleleriyle....


BİTTİ...BİTTİİİ...BİTTİİ..EDAAA BİTTİİ...BAKALIM NE ZAMAN İNECEK İÇİNE SERİNLİK(?)

28 Haziran 2009 Pazar

Fiyonklu alacalı hediyelerim

Turuncu bulutlar var siyah tülün ardında...Kavanoz kavanoz mutluluklar. Sağ yanında, arkana dönüp baktığında, solundan gelen, önün sıra uzanan sihirli enerji. Seni sarıp sarmalayan. Ayağına takılan çiçek demetleri ya da ayağını taktığın. Dokunduğun bu dünyadan değilmiş gibi kimi zaman. Duyduğun, gördüğün tesadüfün en güzeli...Günün dolu, günün yorgun ama günlerin mutlu. Ne yapmalı sorusu asılı tavandan sarkan çiçeklerin ucunda.Ne yapmalı -ne yapmalı (?)şarkısını tuturuyor kulağımın yakınlarında biri.



Herşeyin bir sebebi var kesinlikle diyorlar. Beklemekten yorulunca beklendiğini unutanlar gibiyim. Kusura bakmayın enerji açığım deniz tarafından farkedildi, dalgalar yola çıktı; kıyıya vuracak ya da açıklardan deniz fenerini gözleyeceğim. Beklemeden!


22 Haziran 2009 Pazartesi

Nicedir beklenen anlardan BİRi

...Güzel sanatlar fakültesi Acıbadem' deymiş bizim okulun, Haydarpaşa kampüsü olsaymış , bina olarak güzel enazından tarihi...Göztepe burası, hımm... enazından okulun yeri güzel, yeşilliği bol :) ...''2009 a kadar sürecek bir dönem bu iyi ihtimalle...2009 ne kadar uzak bir tarih o zamana kadar daha çok aşama, çok sınav , çok işkence var önümüzde, hem okul kazanmak felan sevindim bitti, şimdi daha önemli hayata dair işler var'' ...

Ve 2009 gelir, Haziran ayına tekabül eder sevinç çığlıkları. Sonrasında göreceklerin ne kadar iyi ne kadar kötü umrunda bile değildir, kepi fırlatıp atarken, arkadaşlarınla ortak sevinç çığlıklarını göğe yükseltirken. Kendinden bile beklemediğin yoğun bir çoşkuyla ayaklarını yerden kesersin üst üste kimbilir kaç kez...Yanındaki arkadaşının gözlerinin içinde görürsün kendi hislerini. Çok garip duygular oldukça hazırlıksız yakalar, adımlarının hızını ayarlayamazsın, koşmak istersin sonra durmak birden bire. Üstünden uzunca bir zaman geçip, sonra gülmekten karnına kramplar gireceği karelere gülümsersin kare kare kafalarla. Kare kafalar cübbeleri lacivertten insanlar :)

Koşun koşun toplu fotoğraf çekiliyorrrr! an gelir 5 yıl boyunca senden selamını esirgeyen sınıftaki kişilerden biri işte, senin omzunda tutmuş çekiyor hadi fotoğrafa diye :) ''İçten içe seviyormuşuz sanırım biririmizi'' diye teselli edersin kendini. 5 yıl boyunca gördüğün yol arkadaşların da kare kafa o gün. İsmini bilmezsin ama gelişimini takip ettiğin insanlardır kendileri.

İyi anımsarsın ama bir çoğunu. Gülümsetir hatta nice cin fikirler. Bakalım hangi kare kafa hangi holdingin duvarına toslayacak hırslarıyla. Bakalım kare kafasının üzerinde kimler gazete kağıdı serip kuru ekmeğe talim edecek? bakalım hangi kare kafalar diğer karelerle birleşip büyük platformlar kuracak hayatın içinde...kare kafasını kimler tv ekranına benzetecek günden güne.

Toplu fotoğraf çektirelim hadiii! ne güzel konuşma baloncukları koymak da serbest bakarken :)


Kendime albüm hediye ettim bu sebeple -Oİ VA VOİ- travelling the face of the globe.

Dinlemeyi seven varsa başka '' hadii! toplu fotoğraf çektirelim ''

20 Mayıs 2009 Çarşamba

sepet sepet umutla sakın beni unutma :)

Çift tarafı denizlerle kaplı hayal alemi...

Dilek gemileri son sürat yol alırken boğazın serin sularında, oyuncaklar telaş içinde. Açlık tokluk derdine düşenler, oyuncak kalelerden denize düşürenler, balıklara yem olanlar, incili istiridyeleri eteklerinde toplayanlar. Piknik sepetlerini eline alıp yola çıkma hazırlığında olanlar; gölgesinde oturup soluklanacak ağaç bulamayanlar. En büyük ağacı bulup dalına salıncak kuranlar; tepelerde özgürce kanat açanlar...


Tren bir sonraki istasyona doğru çufff çufff giderken vagondakilerle en ufak göz teması kurmamak için elindeki kitabı okuyormuş gibi yapan, saatlerce satır aralarındaki hayallerde takılarak sayfayı aniden çevirenler; sonraki sayfada bir çizikten bin satır yazanlar.


Köprü bir o yana bir bu yana kıvrılırken aşağıdaki uçuruma dudak büküp soluğu karşı kıyıda alanlar, yalpalayan köprüde önündekine imrenerek soluğunu tutup vadideki renklerin tadında doyamayan, ayağı kayıp uçuruma yuvarlananlar...


Uzun zamandır bulamadığı aynasıyla tesadüfen burun buruna gelip kendini görmekten korkup çekmeceye geri koyanlar....


Şarkı benim şarkım diyip, yanındaki için aynı melodinin ne ifade ettiğinden habersiz olanlar. Benim şarkım dediği şarkının ondan habersiz yazıldığını unutanlar...


Sepette telaş!

09 Mayıs 2009 Cumartesi

-mişli günler çöreği

Yanılmamışım...

Hayat bazı insanları hayatınızdan eksiltirken bazılarını da hayatınıza dahil ederek dengeyi korumanızı sağlıyorMUŞ. Ya da ben şanslı olan gruba dahilMİŞİM....

Bu gün anneler günüyMÜŞ ve ben anne gülümsemesini hissettiğim başka bir anneye sarılıyorumMUŞUM...Onun için pasta yapıyorumMUŞUM, gülümsemesini görünce mutlu oluyor, gözleri dolunca ne hissettiğini hissediyorMUŞUM...

Ama bir yerlerden çok daha tanıdık biri tarafından izlendiğini, anlaşıldığını bilmek ve gülümsemek iyi hissettiriyor-MUŞ-


mişli günler çörekleri fırından yeni çıkmış, neyseki gerçekten mutluluk veren tatları varmış :)hepsi gerçekmiş...

03 Mayıs 2009 Pazar

BAHAR KAYGISI- mıknatıs sendromu

Dünya küçüklüğüyle beni yine şaşırtıyor şu günlerde...oyuncak sepeti olduğunu defalarca kendi kendime onaylamış oluyorum ve bu bende garip bir his uyandırıyor. Yoksa mesai saatleri dışında mıknatıslık mı oynamaya başladık. Rakiplerim var mı? nerdeler?demir bilyeleri yutanlar kimler ? isimleri bildiklerimle sınırlı mı yoksa yeni isimler de bir yerlerden üzerime hızla yuvarlanıyor mudur?



-MIKNATISLAR - ARTILAR- EKSİLER- ZIT KUTUPLAR-



07 Nisan 2009 Salı

Aşk Mikrobu MUTLULUK bulaştırır!

Ben bir mikropla tanıştım...Daha doğrusu tanışalı epey uzun bir zaman oldu ama artık sizi de tanıştırmak istedim.

Deseler ki gökten düşmüş gibi hayatınıza giren biri var mıdır sizin için?

- pek tabi, olmaz mı hiç! derim.

Bu isim masallar arası hizmet veren, benim için hayata rengarenk iplikler sarmalamış insanlar arasında eminim ilk sıralarda yer alan Banu Taylan olur.


Aşk mikropları üretip evrenin dört bir yanına salan, sevdiklerine kendi elleriyle yaptığı kuyruklu yıldızları hediye eden kıvırcık saçlar, renkli düşler, hareketli saatler, masal tozları vs...

Kapıdan içeri girer ve '' benim için bu mikropları kurabiye olarak üretebilir misiniz ?...yiyenler aşık olsun'' der.

Ve bir virüs hikayesi benim için başlar...

''Mutlu olduğu yerde herkes güzeldir!'' sloganını benim için oldukça yerinde kullanarak, mutfağa bir hayli yakınken, kırmızı önlüğü takmışken, anlaşmaya varılır; kısa bir süre sonra da mikroplar kurabiye formuna kavuşur.

Yaşasın mikroplar! yiyiniz mikrobu bulaştırınız inşallah...

Bakmak istersin diye :

http://blog.banutaylan.info/?p=388

27 Mart 2009 Cuma

~ Küçük Ev ~

Dört odalı bir iş kurmalıyım!Dört odası da farklı ama ortak kapıyla dış dünyaya bağlı. Birinin penceresinden çiçek bahçesi, birinden yemyeşil orman, birinden taş köprüler, bir diğerinden de göl manzarası karşılasın beni.

''Hayatın gerçekleri'' diyeceğim sulu sepken üstüme yağan bir diğer gerçeklikler yığını şemsiyemi açmama fırsat vermeden sağnak halinde başımdan aşağı inecek diye endişeleniyorum zaman zaman. Toprak saksı deviriliyor...Sonra camdan bakarken ardı sıra düşüncemin bahçeden ağır adımlarla geçmekte olan kedi patisini cama vuruyor '' hadi be sen de!'' içerikli bir mesaj verdiğine inanıp gülümsüyorum tekrar. İşin aslı çok fazla sebep varken gülümsemek için, işime geliyor böyle davranmak hayata.

Nicedir samimiyetizliğinden şikayet ettiğim insanoğluna taş çıkartacak, küçük bir güruh üzerime geliyor çünkü tarih itibariyle. Üzerime gelmekten öte, yanıbaşımda duruyor her biri. bakmadan gören, anlatmadan duyan, aynı şeyi hissettiği için gülümseyen...ev huzuru, delisi, akıllısı, suskunu, gevezesi... anne gülümsemesi bir adım arkana baktığında; anlatsam anlatılmaz yaşanılası mutluluklar :) Biraz uzakta kalan eksikler için sabretmekten başka bir çare de yok nasılsa...

09 Mart 2009 Pazartesi

Mavi odalı kararsızlık Blokları

Sabahın körü de olsa, sen düştüğün yolu görebiliyorsan problem yok denilir.Nostaljik kırmızı tramvay şu günlerde pek de nostaljik olmayan, daha çok bireysel anlamda modernizm köleliğine taşımacılık yapan bir araç görünümündedir. Neyse ki haftanın başı günlerden pazartesi olması gelecek haftaya giden saatleri yavaşlatır. Sonraki hafta hep önceden düşünülmemelidir işi yokuşa sürmemek için, farkedilir.

Okulun kapıları yüksek parmaklıklı, bahçesi uzun bir yolu bloklara bağlayan, ötesinde ise deniz manzarasını kucaklayan ama nedense mevsime dair bir soğukluk taşıyan görünümdedir. Üstelik daha da yorucu olanı; huzur vediğine inanılan mavi rengin böyle alanlarda kullanılmasıyla aldığı can sıkıcı havanın kapıdan girer girmez insanın üzerine çöreklenmesidir. Durup silkelenilir öğretmen silüeti, kendini omuzları dik bir şekilde yorucu duvarlar ardına ısrarla sürükler...

Koridorlar geçilir, merdivenler aşılır, kapılar zorlanır... Ya saatte bir problem vardır, ya okulda, ya binada, ya da bahsi geçen silüette. Korkutucu bir klasik müziğin hakim olduğu sözüm ona ders zili kendini hissettirir, gerilim filmlerinde dekorun parçası olan, yanıp sönen cızırtılı floresan lambaların oldukça benzer versiyonları göze takılır, kapısında fransızca sınıfı yazan kapının ardı oldukça boş, koridorlar da bir hayli loş bir havayla çılgınca ''GÜNAYDIIIIINNNN!!!'' der.

İrkilen çaylak silüet ''bari denizi göreyim'' umuduyla cama doğru adımlarını sıklaştırır, kendiyle burun buruna gelir bu kez de camdaki yansımasıyla. Deniz gridir, çünkü mavi olacak enerjiyi güneşte bulamamıştır o sabah.

Güneşi ceplerinde arayan umutlu genç kız vaktin geçtiğini haber veren saat dilimlerinden başka bir şeyle karşılaşamaz.

Ne istediğimi biliyorum! diye kendini telkin ederken geleceğe dair, beyaz saçlı prens koridorun başından gülümser...

Hadi tören alanına...

Evladım...oğlum...kızım...kime söylüyorum...!

Sene 1999 lise yılları ve arkasından derin bir nefes...!


03 Mart 2009 Salı

yukarıdan aşağı / soldan sağa

Arkadaşlarla yapılan yuvarlak masa toplantıları... :)

Gelecek yıl artık öğrenci olarak tanımlanmayacağının farkına varmış tedirgin yüzler var biraz. Bu yüzlerin yarısı da iş hayatına adım atmak için delice an kollamakta, öğrenci olmak uzun vadede artık can sıkıcı olmaya başlamış. Sabırsızlık var kimimizin üzerinde. Kimimiz balon balon hayalperestlik çukuruna çoktan düşmüşüz. Yüksek dağların hemen ardında kırmızı halılar, ışıltılı çalışma arkadaşları, parlak bir kariyer bulma umudunda değil, eminliğindeyiz. Kimimiz ne istediğini bilmiyor.
''Ben ne olabilirim bilmiyorum ki ?'' diyor kendi kendine. ''Ne yaptım kendim için geçen bunca zaman? Beni tanımlamak için yeterince çaba sarfetmedim sanırım konuşurken anladım'' ... Düşünceler dillendiriliyor, biri bitiyor biri başlıyor. Hepimizin öz inancı; oturduğumuz odanın duvarlarının bir hayli yüksek ve birbirine yakın olduğu. Ama neredeyse hiç birimiz pencereleri ya da kapıları aklımızın bir köşesine sığdıramıyor gibiyiz. O kapılar ve pencereler dışarından gelecek müdahalelere açık sanırım sadece. Bize öğretilen yanlış bir şeyler var. Çatıdan odanın ortasına bir ip atılsın, ya kendimi asıyım ya da o ipe tutunup çatıya çıkayım diyoruz. Ya çok iyi ya çok kötüyü düşünüyoruz. Oratalama bir yerden başlamak kimsenin işine gelmiyor sanki .

ve kahveden bir yudum alınıyor...

Kendimize uzaktan bakıyorum. Yorulmak için daha çok erken, canlanması gereken yüzler var karşımda. Seyyar bir ayna var sanki hayatımda böyle zamanlarda kendimize bakmak için olur olmadık yerlerden kendini gösteriyor. Beni bana baktırıyor...

Zamansız gelen sürprizler de var yok değil :) felaket dememem ondandır.

Kahveler bitmiş , telve telve yorumlar kendini gösteriyor bu kez de...